Marinanın barında biri torpilli, dört tane votka-portakalı mideme indirmiştim. Kışın ortasında bütün teknelerin üzeri kapalı, hiçbirinin ışığı yanmıyordu. Geceyarısı sert, soğuk rüzgara ve yağmura karşı paltomun yakalarını kaldırı

, ellerim ceplerimde ağır ağır yürüdüm. Yağmur ve soğuk içtiklerimi benden alı

yollara yağıyor, yüzüme yüzüme esiyordu sanki. Oysa güzel bir uyku çekmek için değil miydi bütün bar mesaisi? Bir de kahve içilmez mi bunun üzerine artık? Tekneme vardığımda komşu teknenin kapısının açıldığını duyup, günlerdir baktığım karanlıkta bir ışık yanacak, sabah tekneden çıkarken bir Günaydın duyacağım diye sevindim. Kapılarından sızan ışıkla el feneri olmadan içeri girip bir kahve yaptım ve dışarıya koltuğuma kuruldum fakat, komşu teknede bir hareket yoktu, kapı açılmıştı ama? Ben gene bir sigara yakı

, her gece olduğu gibi karanlıkta tekneleri, insansız marinayı seyretmeye koyuldum. Komşu teknenin ışığı aralıklarla gölgelenip duruyordu. Elinde uyku tulumuyla genç bir adam dikkatle basamaklardan çıkı

, sağa sola bakındı, kapıyı örttü ve brandanın altı destekli yerlerine bası

, brandanın gerildiği uçtaki geniş basamağa uzandı ve gelişigüzel uyku tulumunun içine girdi, bir sigara yaktı. aralıklarla sigara içiyor, doğrularak, sağa sola dönerek öylece sessiz sessiz duruyordu. Kahvem bitmişti. Artık uyumalıydım ama, bu uykusuz genç adama kayıtsız kalamıyordum. Gözümde bir zerre uyku yoktu sabahın olmasına da bir şey kalmamıştı. Bir kahve-konyak alı

bütün bir gece uyku tulumunun içindeki genç adamı seyrettim merakla.
Günün ışımasıyla rüzgar kesilmiş, bir kış güneşi yükselmeye başlamıştı. Geceleyin, yıldızsız gökyüzü, rüzgarın alı

götürdüğü bulutlarla masmaviydi. Genç adam kalktı, gerindi ve uyku tulumunu katlayı

, içeri koydu. Çıktığında yüzünde, duruşunda bir hayranlık vardı. Karaya çıktı. boş boş sağa sola birkaç adım attı. Hemen zaten kaynayan suyla bir kahve hazırlayı

, Günaydın dedim ve kahve bardağını uzattım. Uzun bir geceydi ha? diye sorduğumda sanki bu soruyu bekliyormuş gibi anlatmaya başladı.
Müthiş bir orkestra vardı marinada. Yağmur sonrası ciğerlerime mis gibi deniz kokusu doldururken, tekneye geldiğimde tatlı tatlı esen rüzgar, sertleşmişti. Çok kuvvetli bir nefesti ve yelken direklerinin içine içine üfleyip, çok tiz ve bas sesleri bir arada çıkarıyordu. Değişik gerginliklerdeki halatların direklere çarpması, sonra, halatların sıyrılmasıyla çıkan o garip çello sesi ve tabii ki, yelken direklerinin sallanı

çıkardığı çarpma sesleriyle oluşan davullar, vurmalı çalgılar! Harikulade bir orkestra! Berliözün fantastik senfonisiydi sanki. İnsansız bir orkestra!..
Genç adamın heyecan içinde, coşup taşarak, dalgalar arasında çıkı

inen bir kayık gibi anlattığı satırlar karşısında söyleyecek bir şey bulamıyordum. Olduğum yerde çakılı

kalmıştım. Uyku tulumunun içinde hiç de orkestra şefine benzemiyordun dedim. Genç adam gülümseyerek kahvesinden bir yudum aldı. Bir marina gecesi orkestrası diye mırıldandım. Bir marina gecesi orkestrası diye tekrarladı. Sevmişti bu sözü. Kahvesini bir dikişte bitirip, teşekkür etti ve Kahvaltı sonrası yolculuk dedi. Geceyi geçirmek için gelmişti sadece. Gidecekti, baktığım karanlıkta bir ışık yanmayacak, sabah tekneden çıkarken bir Günaydın duyamayacaktım gene! İyi yolculuklar diledim ve Bir marina gecesi orkestrası diye mırıldana mırıldana tekneme dönü

, kendimi hemen yatağa attım. Gece olmalıydı! Hemen gece! Hemen
Can Anar
--
y a n g ı n d a n k u r t a r ı l a c a k h i ç b i r ş e y k a l m a m ı ş a r a m ı z d a . .
--
...my name is THANK YOU!
--
damn it.
Previous Page12345...Next Page